öneri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öneri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mayıs 2015 Cumartesi

Annenize Hediye Almadan Önce Bu Yazıyı Okuyun

Yarın Anneler Günü. Herkes gibi ben de hediye telaşındayım. Ne alsam, nereden alsam?
Bu noktada "özel günler"de hediye almama meselesinin bambaşka bir yazının konusu olduğunu belirtmek gerek. Çünkü yarın için çoğu insan "kapitalizmin tuzaklarını" alt etmeyi değil, annesini mutlu etmeyi düşünüyor.
Etrafımdakilere soruyorum ne alacaklarını. Bir kadın arkadaşım "Fırın alacağım" diyor, annesinin böreklerinin çok güzel olduğunu hatırlatarak. Sana yemek yapsın diye annene fırın mı hediye edeceksin gerçekten, dediğimde hiç bu açıdan düşünmediğini söylüyor. Tek bir cümleyle ikna olmuş gibi gözüküyor ama sonunda gidip o fırını alıyor.
Başka bir arkadaşımla konuşuyorum. "Dün kızım aradı, Anneler Günü'nde nasıl bir hediye istediğimi sordu. Ben de tava takımlarının indirimde olduğunu söyledim. Bana çok kızdı. O anda kendime geldim. Tavadan hediye mi olur?" diye anlatıyor. Verili toplumsal cinsiyet rolleri bazen annelerin de, farkındalıkları ne kadar yüksek olursa olsun, hediye olarak ev eşyası istemesine neden olabiliyor.
Anneler Günü'ne özel kampanyalara şöyle bir göz attığımda bu açıdan düşünmenin pek de kolay olmadığını görüyorum. Çünkü bütün ev eşyaları, mutfak robotları, elektrik süpürgeleri "yüzde 50'ye varan indirimlerle"...
Peki Anneler Günü'nde annemize bize ne kadar güzel yemekler yaptığını, evi ne de güzel temizlediğini, "annelik görevlerini" ne kadar iyi yerine getirdiğini ve böyle devam etmesi gerektiğini mi hatırlatmalıyız?
"Annemizin temizlik çilesi bitsin" diye bilmemne marka elektrik süpürgesi mi yoksa "Annelerin en güzeline ütülerin en güzeli"ni mi almalıyız? Annemizin görevi ev işi yapmakmış gibi "Evin kalbi mutfakta, bizim kalbimiz annemizle atar" diyip işin içinden çıkabilir miyiz?
Tabi ki hayır. Annemizi sevindirmenin yolu toplumsal cinsiyet rollerini kendi elimizle pekiştirmekten geçmiyor.
Yarın hem annelerimize hem kendimize hem de babamıza hatırlatmamız gereken şeyler var. Örneğin çocukları olan kadınların da anne olmalarının yanısıra birer birey olduğu gibi. Çocuğun sadece kadının değil, erkeğin de olduğu, yani ev içindeki ve çocuklarına karşı sorumluluklarının aynı olduğu gibi. Annenin hayatının "ailesine hizmet etmekten" ibaret olmadığı gibi...
Eğer annenize ev eşyası almayı planlıyorsanız, sizi bu hediye planını Babalar Günü'ne ertelemeye, kadınları da bu alışkanlıklara başkaldırmaya çağırıyorum.
Yemek yapmak, ev temizlemek kadınların "görevi" değil. Erkekler de bunu gayet güzel yapabilir ve kimileri yapar. Ama babalara tava takımı ya da süpürge hediye edildiğini şimdiye kadar hiç duymadım.
Ortak kullanıma açık eşyalar almak için özel bir gün beklemeye gerek yok. Evdeki fırın bozulduysa yenisi alınır, bu anneye hediye değil, evin ortak ihtiyacıdır.
Anneler Günü'nde veya herhangi bir günde, annenize en güzel hediye onu ev işlerinden uzaklaştırmak olabilir.
O zaman yarın erkekler evlere ütü yapmaya, kadınlar da gecelere, sokaklara, meydanlara!


 (bu güzel yazı için: Çiçek TAHAOĞLU na teşekkürü bir borç bilirim. Umarım alıntı yapmamda sorun olmaz. Sevgilerle )

25 Nisan 2015 Cumartesi

Bahar Hastalık Mevsimi Olmasın

Geceleri kar ya da yağmur yağarken gündüz güneş açıyor, havalar bir ısınıp bir soğuyor. Hal böyle olunca kendisini halsiz, yorgun ve hasta hissedenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Peki doğanın canlandığı bu dönemde biz neden hastalanıyoruz, sağlıklı kalmak için neler yapabiliriz? Memorial Ataşehir Hastanesi Dahiliye Bölümü’nden Prof. Dr. Birsel Kavaklı, bahar aylarında hastalıklardan korunmanın yolları hakkında bilgi verdi.

Mevsim geçiş dönemlerinde sürekli değişen hava şartları, insan sağlığı ve günlük hayat temposunu etkiler. Bahar ayları havadaki pozitif ve negatif yüklü iyonların artması da insan biyoritminde olumlu ya da olumsuz etkilere neden olur. Pozitif iyonlar insanı daha zinde hissettirirken; negatif iyonların artması insanın kendini daha halsiz hissetmesinde ve yorgunluk belirtilerinin ortaya çıkmasında etkili olur. Bu dönemde vücudun daha aktif olmasını sağlayacak hormonlar salgılanmasına karşın; kişide vitamin eksikliği ve beslenme bozukluğu varsa, vücut buna uyum gösteremez ve yorgunluk hissi artar.

Bahar ile gelen şikayetleri önemseyin
İlkbaharda canlanan doğayla birlikte ısınan hava ve diğer bazı durumların bir kısım insanlara neşe verip heyecanlandırırken, daha aktif ve enerjik olmalarını sağladığı, bazı insanlarda da "bahar yorgunluğu" denilen duruma sebep olduğu bilinmektedir. "Havaların ısınmasıyla birlikte birçok kişide halsizlik, isteksizlik, eklem ağrıları, uyku isteği, yorgunluk gibi. şikayetler görülmektedir. Ayrıca bu aylarda neşeli ve enerjik olunmasının temel nedenlerinden biri de yine hormonlardır. Bazı hormonlar karanlık ortamlarda daha fazla salgılanırken, bazı hormonlar ise insan metabolizması gereği güneş ışığı gördüğünde daha fazla salgılanır. Yazın güneşin fazla görüldüğü dönemlerde ise depresyondan çıkışı kolaylaştıracak, daha neşeli hale getirecek hormonlar salgılanmaktadır. Ancak kişinin ruhsal yapısı bu durumdan ne kadar etkileneceğinde belirleyicidir. Örneğin; eğer kişi depresif bir yapıya sahipse, herkesin neşelendiği bir ortamda kendini daha depresif hissedebilir.

Enerjinizi doğru kullanın
Yorgunlukla baş etmek istiyorsanız öncelikle enerjinizi doğru kullanmayı öğrenin. Çalışma ve dinlenme periyotlarınızı doğru ayarlayın. Kısa ve sık dinlenme aralıkları vererek yorgunluğun ortaya çıkmasını önleyebilirsiniz. Çalışırken vücut mekaniklerini doğru kullanarak kas ağrılarını engelleyebiliriz. Çalışma ortamının iyi havalandığından emin olmalısınız. Çok sıcak veya çok soğuk ortamlar vücudumuzda ekstra bir stres yaratır. Vücudun çok hafif düzeyde susuz kalması dahi metabolizmayı yavaşlatır. Bu nedenle günde en az 8-10 bardak su içilmesi ve kahve ile çayın mümkün olduğunca az tüketilmesi gerekir.

B vitamini ile taze meyve sebzelerin gücünden faydalanın
Bu dönemin aşılmasında, B vitaminleri ve antioksidan vitaminler yönünden zengin sebze ve meyveler yardımcı olmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü, günde 5 porsiyon sebze veya meyve tüketilmesini önermektedir. Düzenli uyku, yeterli ve dengeli beslenme bağışıklık sisteminin güçlü olması için gereklidir. Bunun için de çiğ veya pişmiş olarak bol sebze ve meyve tüketilmesi (sebze yemekleri, salatalar, taze sıkılmış meyve suları) önemlidir. Özellikle antioksidan vitaminler olan A ve C vitamininden zengin sebze ve meyvelerin tüketilmesi, metabolizmamızın güçlenerek hastalıklara karşı direncin artırılması için gereklidir.

Egzersiz sizi yormaz aksine zindelik verir
Her gün düzenli olarak yapılan 30 dakikalık bir yürüyüş, vücut ağırlığının dengelenmesine, kemik sağlığının korunması ve geliştirilmesine yardımcı olmaktadır. Düzenli egzersiz ile metabolizma hızlanır ve dinlenmiş duruma göre daha fazla enerji oluşumu sağlanır. Kalp damar sisteminin ve solunumun düzenlenmesini, dokulara yeterli düzeyle oksijen taşınmasını sağlar. Özellikle aerobik tipte olan yürüyüş, koşu, bisiklet, yüzme, dans gibi egzersizler tercih edilmelidir.

Bahar yorgunluğu deyip geçiştirmeyin
Yorgunluk, vücudumuzun fiziksel çalışmaya, psikolojik strese, uykusuzluğa verdiği fizyolojik bir cevap olarak tanımlanır. Yorgunluk fizyolojik bir cevap olabildiği gibi bazı hastalıkların ön belirtisi olarak da ortaya çıkabilir. Bu nedenle yorgunluk uzun sürdüğünde mutlaka altta yatan nedenlerin araştırılması gerekir. Kansızlık, enfeksiyonlar, bağışıklık sistemi hastalıkları, tümörler, yeme bozuklukları, tiroit hastalıkları, kronik yorgunluk sendromu, uyku bozuklukları, stres, depresyon gibi sebepler yorgunluk için araştırılması gereken sorunlar arasında gelir. Yorgunluk uzar ve kişinin gündelik işlevlerini bozacak hale gelirse ya da okul veya işyerindeki performansı engelleyecek boyuta ulaşırsa bu durumu bahar yorgunluğu diye geçiştirmemek gerekir. Elbette bu durumun ortaya çıkmasında mevsimlerin, ışığın, ısının rolü vardır; ancak bahar yorgunluğu diye geçiştirildiği takdirde tedavisi gecikebilecek bazı psikiyatrik durumlar da söz konusu olabilir. Sadece psikiyatrik değil, hem bedensel hem ruhsal belirtilerle giden başka durumları da unutmamak gereklidir. Uzun süren yorgunluklarda, depresyon, kaygı bozuklukları, demans ( bunama), eşzamanlı alkol ve/veya madde kullanımı, birincil uyku bozuklukları, yeme bozuklukları, hatta şizofreninin bile tanılar arasında düşünülüp araştırılması gerekir.

4 Aralık 2014 Perşembe

Ufak tefek her şeyi kendimize dert etmek için bunca zaman ayırmasak...


Aslında ne kısa hayat.. 
Bir anda geçip gidiyor "çok önemli" dediğimiz zamanlar..
Kıymetini anlamak, sıkı sıkıya tutunmak, sarılmak, değer vermek, değer bilmek, vakti iyi değerlendirmek gerek. 

Sonra üstümüz çimlendiğinde geçen ömre acıyacak yüreğimiz bile toprak olmuş olacak... . 
Her şeyi dert etmeyi bi bırakın, Allah aşkına!

Tadını çıkarın!
En azından deneyin ;) Haydi!

8 Kasım 2014 Cumartesi

Düğününde böyle dans etmeye cesaret edebilecek var mı?






Videoyu mutlaka izleyin, cidden çok çalışmış, cesaret edip yapmışlar. Bravo!
Ben gülmekten yapamam sanırım böyle bir şeyi teklif bile edemezdim zaten:)
Peki siz?

6 Kasım 2014 Perşembe

Eski gazeteleri atmayın!

Diyorum ben hasta olmam bi tek size yarıyor diye. Hatta Deniz bile demişti 'sen hep hasta olsana' diye. Aa :) Neyse zula yaptım, artık hasta olmama gerek yok sizinle D.I.Y projelerini bulup paylaşmam için :)
Şu an ateşim düştü. Vücudum mikroplarla savaşmaya devam ediyor. Halsizim, her yerim ağrıyor. Ama buradayım. Düşün yani okuyucu, blogumu ne kadann çok seviyorum değil mi?:)
Tamam tamam buraya kadar sabırla okuyabildiysen tatlı okuyucu, sabrını daha fazla sınamadan eski gazeteleri neden atmıyoruz, manyak mıyız yoksa zeki mi onun cevaplarını vermeye başlıyorum :)

buyrun bakalım:)




Eski gazeteleri atmamışlar, rulolar yapıp sarmışlar. Böyle şirin bir sepet oluşturmuşlar:)


Gereken malzemeler:
Gazete
Silikon tabancası yada tutkal / yapıştırıcı
(Tutkal akar, dert olur. İmkanınız varsa silikon kullanın)


Uzun uzun anlatmama gerek yok sanırım. Mantığı çok basit, yapımı azıcık sabır istiyor sanırım. Bu yukarıdaki resimde gördüğünüz zemini olacak sepetin. 
Gazete kağıtlarını yelpaze yapacakmış gibi kat kat getirip, şeritler halinde kesmişler. Ardından da rulo yaparak sarmışlar da sarmışlar.

Sonra yuvarlak, ortası boş rulolar yapmışlar. Bunları yapıştırıcıyla sabitlemişler.

 Yapıştırıcıyla veya silikonla sabitlenen rulolar sıra sıra dizilmeye başlanmış.

Üst üste dizilen ve yapıstıran halkaları sabit tutmak için mandalları kullanabilirsiniz bence. :)



Veee sonuç:))
 Ben sevdim ya. Yapsam mı diye de düşünmüyor değilim hazır evdeyken.
Siz beğendiniz mi?

Sevgilerle!:))

1 Kasım 2014 Cumartesi

Bazen böyle...

arkamdan konuşan, adsız yorumlar bırakan, olur olmadık laflar atan,
garip garip şeylere takılıp çekemediklerini alenen belirten, 
durup dururken keyfimi kaçırmaya yeltenen,
 haddini bilmeyen
 insanlara

uçup,

tutup,

yapıştırıp,

saçını başını yolasım geliyor!








.

Ama yapmıyorum.
Neden? :)


Gerek yok :)


Sevgilerle!!

19 Eylül 2014 Cuma

Akciğer Embolisine Dikkat

Akciğer embolisi. Adını bu aralar sıklıkla duyduğum ama normalde nadiren rastlanan, akciğerlerin kriz geçirmesine neden olarak erken teşhis edilmediğinde ölüme kadar gidebilen bir hastalık.
Kalp, damarlardaki kanın pıhtısı ile tıkanıp kriz geçiriyorsa; akciğer de içindeki atar damarlardaki kanın pıhtısı ile tıkanması sonucu kriz geçirebiliyor.
Doğum Kontrol Haplarının Yaygın Kullanımı Akciğer Embolisini Artırıyor!
Son yıllarda özellikle genç kadınların doğum kontrol haplarını yaygın olarak kullanması ile birlikte akciğer embolisinin görülme oranının artış gösterdiğine dikkat çeken doktorlar; ‘Bu ilaçlara bağlı olarak kanın pıhtılaşma oranı artıyor. Damar içinde özellikle bacak damarlarında göllenme ve staza bağlı kan pıhtısı oluşuyor. Buradan kopan pıhtı da akciğere gelip atar damarları tıkıyor. Maalesef çoğu hastamızı da daha teşhis edemeden bu nedenle kaybediyoruz ya da uzun yıllar tanı konulmadan ağır problemlerle hayatlarını sürdürüyorlar.’ açıklamasında bulunmuşlar.
Hastalığın kendisini nedeni açıklanamayan nefes darlığı, geçmeyen veya teşhis edilemeyen göğüs-sırt ağrısı, uzun süreli öksürük, ağızdan kan gelmesi gibi durumlarla gösterebildiğini söyleyen doktorlar; bu belirtiler söz konusuysa mutlaka hekime başvurulması ve akciğer embolisi olup olmadığınızın kontrol edilmesi gerektiğini söylüyorlar. Çünkü akciğer embolisi özellikle akciğer kanseri başta olmak üzere diğer akciğer hastalıklarıyla (bronşit, KOAH, zatürre, verem vb…) benzer belirtiler gösteriyor.


Eğer bu şikayetleriniz yanı sıra;
  • Uzun süreli oturarak çalışıyorsanız,
  • Okyanus ötesi gibi, uzun mesafeli uçak yolculuklarını sık sık yapıyorsanız,
  • Bacaklarınızda varisleriniz varsa ve ağrı yapıyorsa,
  • Düzenli doğum kontrol hapı kullanıyorsanız,
  • Yatalak hastaysanız
            akciğer embolisi hastası olma ihtimaliniz yüksek…
Akciğer Embolisine Yakalanmamak İçin!
  • Uzun süre oturmamalısınız; ara sıra kalkıp kısa yürüyüşler yapın (uzun uçak yolculuklarında da sürekli sabit kalmamalısınız).
  • Doğum kontrol hapı kullanacaksanız mutlaka kan pıhtılaşma oranlarınızı ölçtürmelisiniz!.
  • Varisiniz varsa, antiembolik varis çorabı giymeniz faydalı olacaktır.
  • Uzun süreli yatalak hastalara kan sulandırıcı ilaç kullandırın ki kan rahatlasın.
  • Ortopedik ameliyatlar öncesi doktor kontrolünde koruyucu heparin kullanmaya başlayın.
  • Otururken ayaklarınızı katlayarak değil; biraz yukarı doğru uzatarak oturun.
  • Doktorunuza da danışıp farklı önlemler alabilirsiniz.
Bu ve bunun gibi basit önlemlerle sonu ölümle veya kalıcı hasarla biten bilinmeyen bu hastalıktan korunabilirsiniz.
 Sağlık şakaya gelmez, 
Şifalı ve keyifli günler herkese.
(kaynak)

15 Eylül 2014 Pazartesi

29 harfte çocuk eğitimi

Geçtiğimiz günlerde facebookta gördüğüm yazıyı Gamze de paylaşmış eskiden. Blogunu incelerken gördüm, alıntıladım, ben de sizlerle paylaşayım dedim:

29 harfte çocuk eğitimi, çocuğunuza;

A- Akıl vermeyin
B-Başkalarına benzemesini beklemeyin
C-Ciddiye alın
Ç- Çimlere basmasını sağlayın
D-Denemesine izin verin
E-Empati kurun
F-Fikrini sorun
G-Gurur duyduğunuz söyleyin
H-Hayallerini sorun
I-Israrcı olmayın
İ- İnatlaşmayın
J- Jest Yapın
K- Kucaklayın
L- “Lütfen”li konuşun
M- Model Olun
N- Ne istediğini sorun
O-Oyun oynayın
Ö-Özür dileyin
P- Paylaşın
R- Rica edin
S-Sorumluluk verin
Ş- Şans verin
T- Tutarlı olun
U-Utandırmayın
Ü-Üzüntülerini paylaşın
V- Vakit ayırın
Y- Yüreklendirin
Z-Zevklerini öğrenin.

Güzel ve zevkli bir fikir. Tabi uygulayabilmek ve karşımızdakinin bir birey olduğunun farkına vararak özenli davranabilmek önemli.

Özlemiş misiniz beni acaba? 

Sevgilerle :)



9 Eylül 2014 Salı

Bloogerda silinen yorumları geri almak..

...diye bir şey yok!!!



O yüzden kendime not:
Cep telefonundan bloga girme. Hadi girdin diyelim sakın yorumlara dokunma!!
Sonra daha önce yaptığın, dün de 2. kez başardığın gibi  onca yorumu birden pat diye silersin.
Seni salak! (ben yani)
...

8 Eylül 2014 Pazartesi

Mutlaka Okuyun . .

Annaneniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken,
Siz, "Aman annane be, boş versene" *deyip,marketten hazır çorba alıyordunuz ya... 
Annane rahmetli oldu ve siz, 
o tarhananın tarifini annaneden alıp, bir kenara yazmadınız ya...
İşte o nedenle, Siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef.

*
Ne verirlerse.. .
Onu yiyeceksiniz.
*
Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz. ..
Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor.
Bilmeli... Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor!
Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran...
İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkum
maalesef... Torunlarınız da.

*
Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için...
İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan!
Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu.
Tahin-pekmezi "köylü işi", vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları
"modernite"  sandığınız için,
Daha 10 yaşında ...ya döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor,
merdiven çıkamıyor.

*
Size zor geliyor ama, zor mu evde yoğurt yapmak?
İstanbul'un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir'de,
Antalya'da, Adana'da evde salça yapmak?
Şikayet edip duruyorsun, içine katkı maddesi konuyor, zorla
beyazlatılıyor diye...
İster tam buğday unundan, ister çavdardan, hakikaten zor mudur evde
ekmek yapmak?
Bütün ailen kabız...
Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan medet
umacagına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?

*
Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara
gidiyorsun...
Eğri büğrü biberlere,
 doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, 
hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini
alıyorsun...
Ne işe yaradı senin pazara gitmen?

*
Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi...
Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle
zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun!

*
Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok;
Gazetelerin tiraj almak için uydurduğu uzmanlarından
fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun.. .
Brüksel lahanası yiyerek mi AB'ye gireceğini sanıyorsun?

*
Çin'den bal getiriyorlar mesela...
Taaa Arjantin'den, Meksika'dan bal getiriyorlar.
Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan...
İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin!
Ben iddia ediyorum...
Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla,
Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz, sırf karakovan balına
sahip çıksa, Şemdinli'de, Pervari'de terör bile azalır, terör bile.

*
Uzatmayayım.

Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.
*
Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA'sını değiştirdi!

*
Hurrraaaaaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme
zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.

*
Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz...
Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz. 



alıntı

2 Eylül 2014 Salı

Eski t-shirtlerden ponpon yapalım mı?


Merhaba kuzular!
 Havalar soğuyor, patikli yumoş kış mevsimi kendini yavaş yavaş göstermeye başladı. İçimde bir proje aşkı, bir 'eski şeyleri değerlendirelimcilik' ki sormayın gitsin. Evde akşamları ne yapsam da oyalansam diye dört dönüyorum yine resmen. E zaten bu ara ara bana olan bi durum. Koca, hiç şaşırmıyor artık bu hallerime :) Bir gidiyorum polyester çay tabağı boyuyorum, o bitmeden dönüp tepsinin birine peçete transferi yapıyorum, bir de bitemeyip yılan hikayesine dönen etamin var ki 10 senede nereleri dolaştı, gezdi bilmem. Tam mutfağa girecekken Allah'tan telefon falan çalıyor da duruyorum. Yoksa yine bir şeyleri yarım bırakıp başka şeylere yönelebilitem mevcut.
Tamam biraz maymun iştahlılık da var ama mevzu bu değil. 

Neyse neyse geçen gün bloglarda dolanırken gördüğüm bir D.I.Y projesini sizlerle de paylaşmadan edemedim. Yazlıkları kaldırırken giymediğim t-shirtleri ayırıp en kısa sürede ben de yapmayı planlıyorum bunu:)
Buyrun bakalım neler yapmışlar:

Bunu eski tshirlerle yapmışlar.


Şimdi gelelim nasıl yapıldığına;

İhtiyacımız olan,
her bir ponpon için bir tshirt, 
(kaç ponpon yapmak isterseniz o kadar tshirt yani)
C şeklinde kesilmiş 2 adet karton / mukavva (bunun için eski kolilerden parçalar kullanabilirsiniz.)
ve Makas.



Tshirtlerin yan dikişlerini ayırın ve şeritler halinde kesin. 


C şeklinde kesilmiş bir mukavvanın arasına uzun  bir parçayı yerleştirin.
Bu aynı zamanda tüm parçaları tutacak olan parça olacak.



Sonra kestiğiniz şeritleri, sabırla bu C şekline sarın.
Ne kadar çok şerit sararsanız, o kadar tombili bir ponpon elde edersiniz. Ponponu büyük yapmak istiyorsanız kalın ve büyük bir C şekli kesebilirsiniz.





İlk yerleştirdiğiniz parçaya dikkat ederek, düğümleyin ve C nin en dışından sardığınız parçaları kesin.




Ponponlar hazır :) 
Bunları bir araya getirip sarkıtmak ve renkli renkli süsler haline getirmek de size kalmış:)


Güzel mi? 
Ben çok beğendim :)

Sevgilerle!
Have a nice day :)

7 Nisan 2014 Pazartesi

Balkon sefası

Madem kıştan bişey anlamadık ve yaz kapıdan baktırıyor, o zaman balkonları şenlendirmeye yavaştan başlasak iyi olur gibi:)
Her an balkon sezonunu açabiliriz çünkü.
Birkaç görsel buldum, aklımda bir şeyler var elbette ama uygulamaya geçmeden sizlerle de bu fotoğrafları paylaşayım. Buyrun;























Fotoğraflardan da anlaşıldığı üzere öyle çok yüksek bütçeye, devasa yapı marketlere veya büyük projeşendirmelere gerek olmadan, birkaç ufak ve neşeli dokunuş ve elbette birkaç mevsimlik çiçekle çokeyifli balkonlarımız olabilir. Ee olmuşken renkli bir zemin, mesela kilim, ufak beyaz taşlar, renkli minderler ve belki birkaç fenerle daha da güzel olur. Ne dersiniz?

Evet evet:) Balkon sezonunu açayım, fotoğrafları hemen sizlerle paylaşacağım:)
Sevgilerle :)