15 Eylül 2014 Pazartesi

29 harfte çocuk eğitimi

Geçtiğimiz günlerde facebookta gördüğüm yazıyı Gamze de paylaşmış eskiden. Blogunu incelerken gördüm, alıntıladım, ben de sizlerle paylaşayım dedim:

29 harfte çocuk eğitimi, çocuğunuza;

A- Akıl vermeyin
B-Başkalarına benzemesini beklemeyin
C-Ciddiye alın
Ç- Çimlere basmasını sağlayın
D-Denemesine izin verin
E-Empati kurun
F-Fikrini sorun
G-Gurur duyduğunuz söyleyin
H-Hayallerini sorun
I-Israrcı olmayın
İ- İnatlaşmayın
J- Jest Yapın
K- Kucaklayın
L- “Lütfen”li konuşun
M- Model Olun
N- Ne istediğini sorun
O-Oyun oynayın
Ö-Özür dileyin
P- Paylaşın
R- Rica edin
S-Sorumluluk verin
Ş- Şans verin
T- Tutarlı olun
U-Utandırmayın
Ü-Üzüntülerini paylaşın
V- Vakit ayırın
Y- Yüreklendirin
Z-Zevklerini öğrenin.

Güzel ve zevkli bir fikir. Tabi uygulayabilmek ve karşımızdakinin bir birey olduğunun farkına vararak özenli davranabilmek önemli.

Özlemiş misiniz beni acaba? 

Sevgilerle :)



9 Eylül 2014 Salı

Bloogerda silinen yorumları geri almak..

...diye bir şey yok!!!



O yüzden kendime not:
Cep telefonundan bloga girme. Hadi girdin diyelim sakın yorumlara dokunma!!
Sonra daha önce yaptığın, dün de 2. kez başardığın gibi  onca yorumu birden pat diye silersin.
Seni salak! (ben yani)
...

8 Eylül 2014 Pazartesi

Mutlaka Okuyun . .

Annaneniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken,
Siz, "Aman annane be, boş versene" *deyip,marketten hazır çorba alıyordunuz ya... 
Annane rahmetli oldu ve siz, 
o tarhananın tarifini annaneden alıp, bir kenara yazmadınız ya...
İşte o nedenle, Siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef.

*
Ne verirlerse.. .
Onu yiyeceksiniz.
*
Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz. ..
Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor.
Bilmeli... Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor!
Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran...
İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkum
maalesef... Torunlarınız da.

*
Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için...
İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan!
Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu.
Tahin-pekmezi "köylü işi", vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları
"modernite"  sandığınız için,
Daha 10 yaşında ...ya döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor,
merdiven çıkamıyor.

*
Size zor geliyor ama, zor mu evde yoğurt yapmak?
İstanbul'un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir'de,
Antalya'da, Adana'da evde salça yapmak?
Şikayet edip duruyorsun, içine katkı maddesi konuyor, zorla
beyazlatılıyor diye...
İster tam buğday unundan, ister çavdardan, hakikaten zor mudur evde
ekmek yapmak?
Bütün ailen kabız...
Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan medet
umacagına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?

*
Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara
gidiyorsun...
Eğri büğrü biberlere,
 doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, 
hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini
alıyorsun...
Ne işe yaradı senin pazara gitmen?

*
Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi...
Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle
zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun!

*
Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok;
Gazetelerin tiraj almak için uydurduğu uzmanlarından
fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun.. .
Brüksel lahanası yiyerek mi AB'ye gireceğini sanıyorsun?

*
Çin'den bal getiriyorlar mesela...
Taaa Arjantin'den, Meksika'dan bal getiriyorlar.
Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan...
İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin!
Ben iddia ediyorum...
Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla,
Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz, sırf karakovan balına
sahip çıksa, Şemdinli'de, Pervari'de terör bile azalır, terör bile.

*
Uzatmayayım.

Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.
*
Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA'sını değiştirdi!

*
Hurrraaaaaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme
zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.

*
Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz...
Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz. 



alıntı

2 Eylül 2014 Salı

Eski t-shirtlerden ponpon yapalım mı?


Merhaba kuzular!
 Havalar soğuyor, patikli yumoş kış mevsimi kendini yavaş yavaş göstermeye başladı. İçimde bir proje aşkı, bir 'eski şeyleri değerlendirelimcilik' ki sormayın gitsin. Evde akşamları ne yapsam da oyalansam diye dört dönüyorum yine resmen. E zaten bu ara ara bana olan bi durum. Koca, hiç şaşırmıyor artık bu hallerime :) Bir gidiyorum polyester çay tabağı boyuyorum, o bitmeden dönüp tepsinin birine peçete transferi yapıyorum, bir de bitemeyip yılan hikayesine dönen etamin var ki 10 senede nereleri dolaştı, gezdi bilmem. Tam mutfağa girecekken Allah'tan telefon falan çalıyor da duruyorum. Yoksa yine bir şeyleri yarım bırakıp başka şeylere yönelebilitem mevcut.
Tamam biraz maymun iştahlılık da var ama mevzu bu değil. 

Neyse neyse geçen gün bloglarda dolanırken gördüğüm bir D.I.Y projesini sizlerle de paylaşmadan edemedim. Yazlıkları kaldırırken giymediğim t-shirtleri ayırıp en kısa sürede ben de yapmayı planlıyorum bunu:)
Buyrun bakalım neler yapmışlar:

Bunu eski tshirlerle yapmışlar.


Şimdi gelelim nasıl yapıldığına;

İhtiyacımız olan,
her bir ponpon için bir tshirt, 
(kaç ponpon yapmak isterseniz o kadar tshirt yani)
C şeklinde kesilmiş 2 adet karton / mukavva (bunun için eski kolilerden parçalar kullanabilirsiniz.)
ve Makas.



Tshirtlerin yan dikişlerini ayırın ve şeritler halinde kesin. 


C şeklinde kesilmiş bir mukavvanın arasına uzun  bir parçayı yerleştirin.
Bu aynı zamanda tüm parçaları tutacak olan parça olacak.



Sonra kestiğiniz şeritleri, sabırla bu C şekline sarın.
Ne kadar çok şerit sararsanız, o kadar tombili bir ponpon elde edersiniz. Ponponu büyük yapmak istiyorsanız kalın ve büyük bir C şekli kesebilirsiniz.





İlk yerleştirdiğiniz parçaya dikkat ederek, düğümleyin ve C nin en dışından sardığınız parçaları kesin.




Ponponlar hazır :) 
Bunları bir araya getirip sarkıtmak ve renkli renkli süsler haline getirmek de size kalmış:)


Güzel mi? 
Ben çok beğendim :)

Sevgilerle!
Have a nice day :)

31 Ağustos 2014 Pazar

mahna mahna :) :)

Eminim hepimizi bir yerlerde bu şarkıyı duymuş, eğlenmişizdir. Benim gibi bu şarkıya Muppet Show'da rastlayanlardansanız daha da neşeli bir anı olarak sizin de belleklerinizde yer edinmiştir :)



Şarkının aslında daha garip ve komik bir tarafı daha var:) Şöyle ki; Mahna Mahna ya da gerçek yazılışıyla “Mah-Na Mah-Na,” İtalyan besteci Piero Umiliani  tarafından 1968'de bestelenmiş bir eser. Ve aslında İsveç’te yaşayan bir İtalyanı konu alan bir belgesel için bestelenmiş bu şarkı. 
 'İsveç, Cennet ve Cehennem' (Svezia, Inferno e Paradiso) isimli belgesel için bestelenmiş ancak şarkı belgeselden önce Muppet Show'da izleyicinin beğenisine sunulunca amacının dışına çıkmış ve komik bir biçimde hit olmuş :) İyi ki de olmuş:) Hangimiz izlerdik ki o belgeseli? Ya da hangimiz keyif alırdı bu şarkıya bir belgeselde rastladığında:) 

Mahnamanaaaaa:)

Haydi ben kaçtım :)
Keyifli pazarlaaaaaarr :)

30 Ağustos 2014 Cumartesi

farklı versiyonlarıyla "Ağustos Böceği ve Karınca"

Çin versiyonu 

Karinca butun yaz boyunca calisir ve kis için evini, yiyeceklerini hazır eder. Agustos bocegi de yan gelir yatar ve karincayla alay eder, vur patlasin cal oynasın yazi geçirir. Ve kis gelir.. Karinca sicacik yuvasında karni tok bir sekilde kisi gecirirken, Agustos bocegi aclik ve soguktan iki gün sonra ölür. 

Fransa versiyonu 

Karınca butun yaz boyunca calisir ve kis için evini, yiyeceklerini hazır eder. Ağustos Böceği de yan gelir yatar ve karincayla alay eder, vur patlasın cal oynasın barlarda yazi gecirir..Ve kis gelir..Karınca sıcacık yuvasında karni tok bir sekilde sicacik kisi gecirmeye hazirlanirken kapı çalar. Bakar elinde bavulu Ağustos Böceği;
-N'aber komşum? Kışı geçirmek için Karayıp Adaları'na gidiyorum da, bir isteğin var mı sorayım dedim. Hadi bana eyvallah.
Türkiye versiyonu 
Karınca bütün yaz boyunca çalışır ve kış için evini, yiyeceklerini hazır eder. Ağustos Böceği de yan gelir yatar ve karıncayla alay eder, vur patlasın, çal oynasın yazı geçirir. Ve kış gelir.. Karınca sıcacık yuvasında karnı tok bir şekilde kışı geçirirken, Ağustos Böceği bir basın toplantısı düzenleyerek "Etrafta onca aç ve üşüyen varken, karıncalar nasıl bir vurdumduymazlıkla sıcacık yuvalarında yaşayabiliyorlar' diye olayı kamuoyunun vicdanina sunar. Büyük kanallar zavallı aç ve açıktaki Ağustos Böceği ile karni tok sırtı pek karıncanın resimlerini yan yana yayınlayarak taraflari tartışmaya davet eder. 

Türkiye olayın şokunu yaşamaktadır. Nerededir bu devlet?!
YBKD (Yesil Bocekleri Koruma Derneği)'nden bir temsilci büyük bir kanaldaki çok izlenen tartışma programına otuz yıldır çektikleri sefaletin tek nedeninin sırf yeşil renkli olmalarından kaynaklandığını anlatır. Dünyaca tanınmış Nobel ödüllü yazarımız ve tanınmış aydınlarımız, piyanistlerimiz olayı Avrupa düzeyinde protesto ederek Türkiye'yi kınarlar. Kapıların önüne bedava dağıtılan ya da saçma sapan asılsız haberlerle ortalığı karıştıran güzide gazeteler de konuyu ele alıp,olayı politik ve sosyal açıdan değerlendirip kendi ülkelerini kınarlar. Konu Bakanlar Kurulu'nda tartışmaya açılır ve Başbakan yine bir başka büyük kanalın haberlerine verdiği özel demecinde "Daha onceki hükumetler tarafindan bunca yıldır sorunları gözardı edilen değerli Ağustos Böceği kardeşlerimizin bundan böyle huzur ve refah içerisinde yaşamaları için gerekenler yapılacaktır." der.
Diğer yandan Re.ha Muh.tar karıncayı canlı yayına çıkararak, "Reklamını yapmak için zavallı bir Ağustos böceginin icler acısı durumundan yararlanmaya utanmıyor musun?' diye bir güzel haşlar. Onu bambaşka şeylerle suçlar. Ertesi akşam diğer kanaldaki tartışma programında ise "Ağustos böceğinden yürüttüğün para ve yiyecekleri nereye sakladın, bu milletin huzur ve refahı için konuş" diye azar işitir üstüne çıkınca galeyana gelmiş halktan bir güzel dayak yer. Karınca en sonunda çareyi yurt dışına kaçmakta bulur. Ve Ağustos Böceği
onun evine yerleşir, yiyeceklerine konar, eşyalarının üzerine yatar, ona acıyan vicdanlı halktan gelen yardımlarla servetine servet katar ve refah içerisinde gül gibi yaşar gider.
Ve güzel ülkemizde, sorunların esas nedenlerini anlayan, tarafsız ve doğrucu (!) medyamız sayesinde adalet yerini bulur. (mu?)
Haydi siz söyleyin!

Tereyağı yapmanın en neşeli hali herhalde :)


Ne sevimli ve pratiksin sen öyle. İmrendim